Sorsam Bir Türlü, Sormasam Bir Türlü

Geçenlerde, Erin arkadaşlarından biriyle bir sıkıntı yaşamış ve aralarında çok güzel çözmüşler. Arkadaşı annesine anlatmış ve çözüm üretme şekilleri annesinin çok hoşuna gitmiş, o da benimle paylaştı.
Bir yandan benim de çok hoşuma gitti, gurur duydum, bir yandan da, ne yalan söyleyeyim, biraz içim buruldu, Erin benimle paylaşmadı diye. Tabii ki her şeylerini bana anlatmak zorunda değiller, özelleri de olacak ya da belki kendi çözdüğü için paylaşmadı, bilemiyorum ama nedense öyle hissettim. Çünkü onlarla olan ilişkimdeki en önemli şey benim için benimle özellerini ve her şeylerini rahat rahat paylaşabiliyor olmaları.
Fırsatını bulduğum bir anda, doğrudur veya yanlıştır, içgüdülerim bu duygularımın üzerini örtmemem gerektiğini söyledi, dayanamadım hafiften çıtlattım duygularımı Erin’e. İyi ki de dürüst olup çıtlatmışım çünkü aldığım cevap beni şoke etti:
“Annecim üzülme ama sen bazen konuşurken çok soru soruyorsun ama ben sadece içimi dökmek istiyorum, o yüzden arkadaşımla konuşurken daha rahat ediyorum ama aslında en çok konuşmayı sevdiğim kişi sensin”.
Yani kızım, bana aslında şu mesajı veriyor bu cümlesinde: Anne seninle konuşmayı çok seviyorum ama sen farkında değilsin ki, sen bana yardımcı olmak adına bile olsa soru sordukça, benim konuşmalarımızdan aldığım keyif azalıyor, o zaman da konuşmak istemiyorum, halbu ki sadece içimi dökmeme fırsat versen, o bana yetecek, rahatlayacağım…
Şok oldum çünkü kızlarımla özel sohbetler en iyi yaptığımı düşündüğüm şeylerden biriydi.  Hatta geçen hafta yine aynı arkadaşıyla yaşadığı bir sıkıntıda benimle konuştuğunda iyi bir şeyler yapmış olmalıyım ki bana “Sen olmasan ne yaparım, sensiz hayatımı düşünemiyorum.” demişti. Benim de egom tavan yapmış, içten içe böbürlenmiştim kendimle.
Ama ben bu egomun gölgesinde kendimle böbürlenirken, meğersem kızımın farklı duyguları da varmış.
Dolayısıyla bu cevabı hiç beklemiyordum, şaşırdım ama çaktırmamayı ve sakin kalmayı başardım. Yaralanan egoma odaklanmak yerine bunu bir “bilgi” olarak almaya karar verdim. Dedim ki “Erin’cim çok şaşırdım bunu duyduğuma, çok teşekkür ederim paylaştığın için, hiç farkında değildim, bundan sonra soru sormayıp senin içini dökmene daha çok fırsat vereceğim çünkü senin benimle konuşurken kendini rahat hissetmen benim için çok önemli.”
Erin’den gelen cevap, “Tamam anlaştık ama ben sana soru sorabilirsin dersem, sorarsın tamam mı?”
O anda hissettim aramızdaki güvenin tekrar oluştuğunu ve “Tamam anlaştık. Sen lütfen bana bu tarz sıkıntılarını hep söyle çünkü ancak sen bana söylersen yanlışlarımı görüp daha iyi bir anne olabilirim.” dedim ve konuyu kapattık.
Aramızda konu kapandı ama itiraf edeyim benim içimde birkaç saat daha kapanmadı. Olayı kişisel alıp gurur meselesi haline getiren egom, benimle bir süre daha uğraştı. Çünkü kendimi iyi dinleyici diye bilirim. Koçlukta, en önemli iki beceriden biri derin dinlemek, diğeri de güçlü sorular sormaktır. Hani koçuz ya, akıl fikir vermiyoruz, sorularımızla onun kendi çözümlerini bulmasına yardımcı oluyoruz ya. Ben acaba dinleme bölümünü unutup çok mu fazla soru bölümüne daldım son zamanlarda, nerede kaybettim kızımı, üzüldüm.
Ama sonra kendimi “İnsansın, herkes hata yapar ama hatanı telafi ettin.” telkiniyle rahatlattım, egom da rahatladı. Hatta bu olayda umuyorum ki kızım onun duygularına ve geri bildirimlerine ne kadar değer verdiğimi hissetti, benim de hata yapabileceğimi ve hatamı nasıl telafi ettiğimi gördü ve belki benim hatamdan bir şeyler öğrendi ya da öğrenmedi önemli değil. Baktım egom susmuştu artık, rahatladım.
Hatasız olmaya çalışmak büyük bir baskı. Zaten teknik olarak mümkün değil, insanız çünkü. Bizi karşılarında hatasız dört dörtlük görmek veya öyle algılamak, çocuklarımız üzerinde de büyük bir baskı oluşturuyor. Mükemmel insan ve anne olmaya çalışmak birçoğumuz için büyük bir stres kaynağı. Bizi bu stresten arındırmak için haklı olarak birçok kaynakta “yeterli” anne kelimesini görüyorum. Ama bu kelime de bana huzur vermiyor, çünkü yeterli annelik beni motive etmiyor, çocuklarımızın yeterli anneden fazlasını hakettiğini düşünüyorum.
Benim için “mükemmel” ile “yeterli”nin ortasındaki kelime “gelişen” anne. Yani insan olduğu ve hata yapabileceğini gerçeğiyle barışık olan, hata yaptığında onları nasıl telafi ettiği konusunda çocuklarına örnek olan ama aynı zamanda hatasından da ders alıp kendini geliştirmeye çalışan anne. Belki de çocuklarımızın gözünde mükemmel anne, “kusursuz” anne değil, “gelişmek” için çaba gösteren annedir. En azından ben böyle hissediyorum.
Neyse, sonra akşam yatmadan önce aklıma geldi Maya’ya da sorayım dedim, acaba onu da sorularımla boğuyor muyum diye. Bana demez mi “Yooo, ben sorularına bayılıyorum, en sevdiğim şey seninle konuşmak”…haydi al bakalım…sorsam bir türlü, sormasam bir türlü…
Buradan çıkan sonuç da hepimizin çok iyi bildiği “Her çocuk farklı” sonucu. Ama değişmeyen ortak şey, çocuklarımızın geri bildirimlerini kişisel almayıp, egomuzu bir tarafa park edip, onları gerçekten dinleyip, onların karakterlerine özel ihtiyaçlarını anlamaya çalıştığımızda, aldığımız bilgiler büyük zenginlik ve ilişkimizi daha da kuvvetlendirecek bilgiler. Çünkü daha iyi ebeveyn olmanın yolu, çocuğumuzu daha iyi anlamaktan geçiyor.
O yüzden önerim, eğer çocuğunuz sizi eleştiren bir şey söylüyorsa, hemen defansa geçmeyip, onun gerçek ihtiyacını anlamaya çalışın. Sadece onu anlamak için gösterdiğiniz çaba bile, ona ne kadar değer verdiğinizi ve sevdiğinizi hissettirecek, onun kahramanı olma şansınızı arttıracaktır.
Haydi, şimdi sıra sizde.
1) Yorumlara bekliyorum. Çocuklarınız sizi eleştirdiğinde, egonuzu siz nasıl devre dışı bırakmaya çalışıyorsunuz? Eleştirileriyle nasıl başa çıkıyorsunuz?
2) Yazıyı beğendiyseniz lütfen aşağıdaki “like” butonuna tıklayarak beğendiğinizi gösterin.Facebook, Twitter, Email veya size nasıl uygunsa, faydası olacağına inandığınız kişiler ile de paylaşırsanız çok sevinirim.
Sevgilerimle
Ahu

Yorumlar

Popüler Yayınlar