Çocuğunuza bağırmamak için “müdür, polis, hakim” taktiğini denediniz mi?

Çocuğumu çok seviyorum ama bazen öfkemi kontrol edemiyorum, kendimi tutamıyorum, bağırıyorum hatta vuruyorum, sonra da kendimden nefret ediyorum, suçluluk duygusu içimi kemiriyor” diyorsanız, yalnız değilsiniz. Bugün sizinle çocuğunuza bağırma veya sert davranma noktasına geldiğinizde sonradan pişman olacağınız şeyler yapmamak için belki biraz size komik gelecek ama çok işe yarayan bir taktik paylaşacağım.
Çocuklarımıza karşı daha sakin, sabırlı ve anlayışlı olabilmek çoğu annenin en büyük isteği. Ama bu her zaman o kadar kolay olmuyor. Uykusuzluk, yorgunluk, günlük yaşamın getirdiği koşturmalar ve stresler, kendimize ve ihtiyaçlarımıza zaman ayıramamak, korkutmaya, tehditlere, cezaya, bağırmaya, dövmeye veya tam tersi rüşvet ve ödüllere dayanan geleneksel ebeveynlik tarzının işe yaramaması hatta çocukları daha isyankar ve uyumsuz hale getirmesi, bizi istemesek de patlama noktasına getirebiliyor.
İşin ilginç tarafı günlük hayatımızda bizi öfkelendiren insanlar sadece çocuklarımız değil. Bu her gün işe gittiğimizde bizi çıldırtan müdürümüz, iş arkadaşımız, çocuğumuzun öğretmeni olabilir, yolda sizi durduran bir polis memuru olabilir veya bir mahkeme salonundaki hakim olabilir.
Peki bir düşünelim, bu insanlar bizde yoğun öfke duyguları yarattıkları zaman çocuklarımıza patladığımız gibi hemen patlayabiliyor muyuz? Hayır, çoğu zaman ne kadar kızarsak kızalım kendimizi bir şekilde, bir yol bularak kontrol etmeye çalışıyoruz, evet belki tartışıyoruz, kızgınlığımızı belli ediyoruz ama bağırmıyoruz veya vurmuyoruz (umuyorum!). Sakin kalmak için yoğun çaba harcıyoruz.
Neden?
Çünkü bunları yaparsak, yine bize geri dönecek negatif sonuçlar olabilir. İşimizden kovulabiliriz, hapse atılabiliriz vs. Bu muhtemel sonuçlar bizi korkuttuğu için, bir şekilde medeni ve sakin tavrımızı korumak için büyük çaba harcıyoruz ve bağırmak/vurmak yerine konuşarak, tartışarak, pazarlık ederek, iletişim becerilerimizi kullanarak sorunu çözmek durumunda kalıyoruz ve mecbur kalınca da gayet güzel beceriyoruz çoğu zaman.
Peki söz konusu canımız, bir tanelerimiz çocuklarımız olduğu zaman acaba neden aynı medeni beceriyi, sakinliği ve otokontrolü gösteremiyoruz? Size de ilginç gelmiyor mu?
- Acaba küçük ve çaresiz oldukları için mi?
- Ya da bağırmamızın veya vurmamızın sonucunda, bize bunun “işten kovulmak” gibi somut bir geri dönüşü olmadığını düşündüğümüz için mi?
- Belki de hakkımız olduğunu düşünüyoruz, ne de olsa anne babalarıyız…
Ama acaba gerçekten hakkımız var mı? Ya da bu davranışımızın onların duygusal sağlığı ve özgüvenleri üzerinde olumsuz geri dönüşü yok mu gerçekten?
Evet, anne babaları olarak bir çok konuda onların hayatlarının kontrolü bizim elimizde, belli bir yaşa kadar da fiziksel olarak da onlardan güçlüyüz ama bu onlara canımızın istediği gibi davranabileceğimiz anlamına gelmiyor. Küçük de olsalar onlar birer insan ve toplumun bir bireyi.
Bu demek değil ki, canları ne isterse yapmalarına müsade edeceğiz, kesinlikle hayır. Ama onlarla anlaşmazlık yaşadığımız noktaları bağırarak, kişiliklerini rencide edici kelimeler kullanarak veya en kötüsü şiddet kullanarak değil, bir yetişkin olarak sakin ve medeni tutumumuz koruyarak, sevgiye dayanan ebeveynlik becerileri kullanarak onlarla olan anlaşmazlıklarımızı çözmeye çalışacağız. Zaten duygusal veya fiziksel şiddet uygulamaya hakkımız olmadığı gibi, aynı zaman da bağırmak, şiddet, tehditler, ceza gibi korkuya dayanan disiplin sistemlerinin bir işe de yaramadığını biliyoruz. Ya da biz o an için işe yaradığını zannediyoruz ama aynı sorunları artarak yaşamaya devam ediyoruz çünkü sorunu kökten çözeceğine daha kötü hale getiriyor.
Çocuklar korktuklarında beyinlerinin korku merkezi amigdala aktif hale geçiyor ve yoğun stres başlıyor, korkunun ve stresin olduğu yerde de kalıcı öğrenme ve iç disiplinin gelişmesi çok zor. Diğer taraftan çocuğumuzun bizim davranışlarımızı model aldığını düşünürsek, biz yetişkinler öfkelendiğimizde kendimizi kontrol edemiyorsak, çocuklarımızın nasıl etmesini bekleyebiliriz ki? Bize veya başkalarına bağırıp, vurduklarında onlara bir şey söyleme hakkımız olur mu? Bu biz sigara içerken, onlara sigara içme demek gibi bir şey olur. Çocuğumuz bizi niye dinlesin, sözümüzü ciddiye alsın ki?
En önemlisi de bağırdığımız, onların kişiliğini rencide edici sözler söylediğimiz veya şiddet kullandığımız anlarda kalplerimiz uzaklaşıyor, duygu bağımız zayıflıyor. Kendilerine  biçtikleri değer, kendilerine duydukları sevgi, saygı ve özgüven zedeleniyor. Kendilerini kötü hissediyorlar. Kendisini kötü hisseden bir çocuk neden iyi ve uyumlu davransın ki? Kendini iyi hisseden çocuğun uyumlu davranmak için çok daha fazla sebebi var.
Müdür, polis, hakim taktiği…
Çocuğumuzla patlama noktasına geleceğimizi hissediyorsak öncesinde yapılabilecek birçok şey var, başka odaya gidip sakinleşmek, derin nefes almak, yüzümüzü yıkamak vb. Eğer bugüne kadar bunlarla sonuç alamadıysanız, bu “müdür, polis, hakim” taktiğini denemenizi öneririm.
Yani o anda çocuğunuza bakarken gözünüzün önüne o anda ne kadar kızgın olsanız da bağıramayacağınız veya vuramayacağınız birini getirin ve kendinizi engelleyin. Farz edin ki o anda yanınızda bir başka kişi daha var. Bu kişi sadece bir otorite de olmak zorunda değil, komşunuz, arkadaşınız hatta bir yabancı bile olabilir.
Haydi itiraf edelim, yanımızda başkaları varken çocuklarımıza karşı (içten içe ne kadar kızsak bile) daha sakin ve sabırlı davranıyoruz. Sonradan pişman olduğumuz bağırma, şiddet veya sert sözler onlarla yalnızken, başkaları yokken oluyor çoğu zaman.
İyi haber, demek ki istediğimizde kendimizi kontrol etme becerimiz var. Tek yapmamız gereken başkalarına karşı veya başkaları yanımızdayken gösterdiğimiz sabrı ve sakinliği, çocuğumuzla başbaşayken de göstermek üzere kendimizi geliştirmeye çalışmak. Kendimizi sakinleştirdikten sonra da, çocuğumuzla sorunu çözmek için harekete geçmek. Biz sakin olduğumuzda çocuğumuzla olan anlaşmazlığı çözmek için daha yaratıcı ve daha eğlenceli olabiliyoruz.
Bizim sakinliğimiz, sabrımız çocuğumuza model olacak, yaşı ilerledikçe o da kendini çok öfkeli hissettiği anlarda bunu sağlıklı bir şekilde yönetebilen, çözüm üretebilen, iletişim becerileri güçlü bir birey olarak hem özel hayatında, hem de iş hayatında hakettiği mutlu ilişkilere sahip olma şansı artacak.
Bu bir pratik işi, iki ileri bir geri (en azından ilk başta). Kendimizi tutamayıp patladığımız noktada da yapılacak en önemli şey bunu hemen telafi etmek. Çocuklarımızdan Özür Dilemek – İki Yanlış Bir Doğru Etmez yazımda bu konuyla ilgili çok daha fazla detay bulacaksınız.
Son olarak da şunu söylemek istiyorum:
Bana göre sabırlı ve sakin bir anne olabilmenin temeli kendimize, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarımızazaman ayırmakla yakından ilişkili. Eğer sürekli yorgun, stresli ve hayatımızdan, ilişkilerimizden tatminsizsek, bizim de amigdalamız yoğun stresten aktif hale gelip kendimizi öfke anlarında kontrol etmemizi çok zor hale getiriyor. Biz ne kadar duygusal olarak huzurlu ve fiziksel olarak dinlenmişsek, amigdala da o kadar sakin hale geliyor ve çocuklarımıza karşı daha sakin olmamızda destek veriyor.
Haydi, şimdi sıra sizde.
 faydası olacağına inandığınız kişiler ile  paylaşırsanız çok sevinirim.
Sevgilerimle
Ahu

Yorumlar

Popüler Yayınlar